ESER İNCELEMELERİ 1. KISIM: OEDIPUS VE KANLI GÖZLERİ

      Hermann Nitsch’in Oedipus adlı eseri, sanatçının 1990 yılında ürettiği mitolojik karakter Oedipus’un suratını tasvir ettiği bir heykeldir. Alçı üstüne tempera, keçe ve ruj uygulanarak oluşturulmuş bu eserde beyaz ve kırmızı renk yoğun bir şekilde ön plandadır. Heykelin sargılı gözlerinden akıyormuş gibi duran kan görüntüsü, figürün gözlerinin oyulduğu izlenimini vermektedir.

      Bir çok insanının rahatsız edici bulabileceği “Oedipus” aslında oldukça estetik, etkileyici ve göze hoş gelen bir heykeldir.  Kusursuz Yunan heykellerinde bulunacak nitelikte bir suratın oyulmuş gözleri ve suratından akan kanlar bu kusursuzluğu bozmakta, bu da sanat eserini çok daha etkileyici ve güçlü kılmaktadır. Heykelin suratındaki kanın kurumamış görüntüsü heykeli canlı kılarken, bembeyaz bir fonun üstünde kullanılmış olan yoğun kırmızı birden dikkatleri üzerine çeker.

      Heykelin adı ve oyuk gözlerinin olması, mitolojik karakter Oedipus’u bizlere işaret eder. Efsaneye göre, bir kahin, Thebes kral ve kraliçesine doğacak oğullarının babasını öldürüp annesiyle evleneceğini söyler. Bunun üstüne kral, doğan oğullarını bir dağa terk eder. Yıllar sonra Oedipus ailesinin kim olduğunu bilmeden babasını öldürüp yeni kral olur ve annesiyle evlenir. Bu evlilikten çiftin, iki kız, iki de erkek çocuğu olur. Yıllar sonra gerçekler açığa çıktığında kraliçe kendini asar. Oedipus da gerçekleri öğrenip kraliçenin kendini astığını görmesi üstüne kraliçenin elbisesindeki iki toplu iğneyi de alıp gözlerini kör eder. Oedipus kompleksi de, ünlü psikanalist Sigmund Freud’un bu hikayeden esinlenerek adlandırdığı, karşı cinsteki ebeveyni sahiplenme ve kendi cinsinden ebeveyni safdışı etme konusunda çocuğun beslediği duygu, düşünce, dürtü ve fantezilerin toplamını içeren teorisidir. Avusturyalı Avant- Garde sanatçıyı ve eserlerini incelediğimizde de Sigmund Freud’un psikoloji alanındaki düşüncelerinden, Nietzsche’nin de felsefesinden etkilenerek “dramaturjik duygusal rahatlama” modelini ortaya çıkardığını görürüz. Bu çerçevede, sanatçı 1950’lerin ortasında Theatre of Orgies and Mysteries’i ortaya çıkarmıştır. Theatre of Orgies and Mysteries, hem ritüelistik, hem de varoluşsal özellikler taşıyan performansları, sanatçının kendi deyimiyle “Aktionen”leri içerir. Sanatçı, eserlerinde insan varoluşu, doğum, yaşam, ölüm, yeniden doğuş mitler ve ritüelleri konu edinir. Bunun bir sonucu olarak da izleyiciler benliklerini ve bastırdıklarını yönlendirme amacı taşıyarak kendilerini keşfedecekleri bir yolculuğa çıkarlar.